Defnenaz'ın Düş Evi

Ev sahibi

Zaman zaman sıkılırsam yalnızlıktan, suskun bir peri kızı olur yüreğim. Ağlarım, gözyaşım içime akar. Kimse bilmez ben nerdeyim. İçim acıdıkça, kalemim yazar. O zaman ben susarım,düşlerim başlar...
  • Komşularım

  • Cemrelerin İntihar Vaktinde Bohem Bir Manifesto

    18/9/2008
    Kategori: Esrik İmge





    Gün bugündür sevgilim, modası geçti dünün, yarına daha çok var
    Yaprak döküyorsam şimdi, elbet yeşeririm *cemrelerin intihar vaktine kadar



    Yataklarımız kızıl bir nehre akardı ya bizim
    Kurak çocuklarımız gibiydi adeta
    Göz bebeklerimiz.
    Yaşlarımız yaşlandı birlikte
    Hayli susamış bir ejderha göz pınarlarımızı içerken
    Nehrin avuçları arasında çırılçıplak kaldık biz.

    Sonra sen ateşi oldun ejderhanın
    Ben nefesi,
    Senin yüzünden bir ben yandım bu sonsuz masalda.


    *—Görüyorsun ya sen ve ben aynı kalemin eseri değiliz!

    Sepet havasındaki ayrılıkların kabul görme törenlerinde büyüdüm sevgilim
    Sen kovmuyorsun beni, ben istifa ediyorum bu aşktan
    Tüm söz-leşmelerimizi feshedebilirsin
    Ben aşk muhasebesinden hesabımı kestirdim çoktan.

    Parizyen öpüşlerim vardı benim
    Susardım ıslak ıslak
    Başımı öne eğdiğimde omzumu okşar,
    Çenemi *semavi dinler icabı göğün yedinci katına kaldırırdın
    Göz bebeklerimize bakardık o sıra birbirimizin
    Onlara aidiyetle bağlanır, sevinçlerimizin kucağında büyütürdük
    Ürkek sevişmeler saklardık *günaşırı arzuların terkisinde
    Her defasında sokulurduk şarkımıza, aşkımıza, ürkekliğimizi unuturduk.


    Gözlerine hürriyet ilan edildi sonunda!
    Sahte aşkların peygamberi olabilirsin artık
    Tüm aşka inanan kadınları pervane yapabilirsin direğinde
    Kırmızı bayrak bile dikebilirsin hatta ucuz aşüftelerin göğüslerine
    Burası benim mülkiyetim diye…
    En erojenik bölgelerinin haritasını çizip dağıtabilirsin altına yatanlara
    Eros’un oğluyum diyebilir ya da
    Aşkın manifestosunu yazabilirsin ciltlerce
    Sana kapılarını ardına kadar açanlara!

    Gün bugündür sevgilim, bugün yaşamak için
    Ne de olsa şarkımız bitti değil mi?
    O halde ben de itiraf edeyim;
    Birkaç kırık ezgi, biraz yanık türküyle aldattım seni
    İstersen bohem heyecanı diyelim,
    Hakkın var,
    Özendim.


    Gittim bir de ıslak ıslak sustum
    Kimse kaldırmadı ama çenemden
    Göz bebeklerimi de gömdüm.

    Gökten üç cemre düştü.
    *Darısı Tanrının başına!



    26.04.2008


    D.Nazlıhan Ergin


    * F&C kalemi ve etkisiyle

    Yorum yaz! :: Arkadaşınıza Gönderin
    1 yorum yazilmistir

    2008-09-18 20:33:05 - ....

    Yazan: qizlikent
    Artık kalemimi kırdım gidişinle.
    Dudaklarımı kanatıp yüreğimin sesini dinliyorum.
    Baş ucumda sana yazdıklarım ve masada demlenmiş sevdiğim yalnızlığım.
    Aslında senle biz olmuşuz farkında olmadan.
    Yalnızlık sevimsiz şimdi.
    Sen sen sen kurak dudaklarda zikir
    Kanayan çığlıklarımı yutkunup kırılmış hayallerimi topluyorum kentimin kaldırımlarından. Üzerimde suskunluğun yeni ütülenmiş elbisesi
    Şimdi karanlıklara sarılıp demlenmiş yalnızlığını yudumluyorum. "

    " Ya güneş altında yürümüşüz, ya dolunayda…
    Tenha sevda yollarında …
    Benliğimin kirli çamaşırlarını bir kuytuya;
    Serdim
    Buradayım.
    Acılarımızın merkezkaç savrulmaları mıydı acının son kıyısında, “uçurum çiçekleri”nin yanı başında, bizi buluşturan? Yoksa konuşa konuşa, yaza yaza acıları içselleştirme çabası mı?
    Böyle ama böyle değil yine de…
    Çünkü bekleyeceğiz bin yıl kendi yalnızlığımızın nehirlerinde!
    Biz sevince, çoğaldı her yönden
    Ki ayrılık koparmaz bizi,
    Sevgilinin
    Yüreğimize okyanus sığdıran gözlerinden
    Geceler…
    Gündüzden öte sığınaklar…
    Yıldız koparma, yıldızlara boyama siyahlıkları ve nefes almayı öğrenme boğan dört duvarın yalnızlığına inat…
    Sonra o hangi gülümseyiştir senden gelen ya da , gecenin emip gizlediği? Açacaksın düş sayfasını, yaşanmışlıkların düş kırıklıklarını, sevgiler hatırına, sevgiye liyakat hatırına; umut renginde, bir sonraki yarına emanet edeceksin…
    ”Her şey burada kalsın”
    “Gidiyorum Geldiğim Gibi Buradan” diyeceksin günler gecelere devrederken, bir sonsuzluğa evrilen ruhuna ezberlettiğin tatları, duyarlıkları yaşayacaksın her gece yeniden…Tatlı bir çaresizlik, belki de
    yorgunluk…

    Yüreğin geceyle sarmaş dolaş iken, sabahı sayacak yelkovanın zaman çınıltıları…

    Doğan her güne, her güneşe sevgilinin adıyla…
    Yağmurlar yağar bir kentin sokaklarına, yağar mevsiminden, derin bir sessizliğin ortasından. Yarin gözleri iner ufuklara, çağırır her yandan…

    Üşür yaşlı adam, karanlık sokakların gece ortasında, her adımda bir tuzağa dönüşen su çukurlarından ıslak ıpıslak adımlarla geçer.

    Geriye, geçip gittiği sokaklardan bir karaltıdır kalan, bir silüettir…

    Zamanın yüzünü acıtan, yalnız dağlara ağıt yaktıran…
    Nereye bilinmez…
    Sokaklar, caddeler boyu durmaz yürüyüş. “Ya sevgili uyanıksa” der, sevgilide yeteri kadar sevgili olamayıştan korkar sanki; “deli desinlere” yürür de yürür…
    Eve getiren usu değil ayaklarıdır, usu çoktan gezmeye çıkmış adımları…
    Sevgide baki, sevgilide baki olmanın gereğidir yağmurla hemhal olmak, dost olmak. Yağan gökten su değildir biliriz…
    Gerisi bizi bağlamaz…
    Sonra gece alır bizi koynuna, ağırlar…
    Gizil bir sevişmenin kokusu uykuya bağlar ruhumuzu. Yağmura vefa yare vefadır!
    Yak umutsuzluklarını, direnen yanınla, senin deyiminle “Acılara İnat”…

    “Yokluğunda Yaşat” bilmeyenlerin öğrenesi, su tadında yasanla!
    Yağmur, gökkuşağı ve bahar –ille de Mayıs- terk etmez mi hiç seni? Ki utandırırsın “arsız acıları” sabrın derviş yüzüyle. Kimbilir hangi Cafe’de elinde klavye, ruhun koşuda yazdım mı, yazabildim mi telaşında.

    Özledim şimdiden seni
    kor bu sefer farklı tatlı zorluklar.

    Gizli KENT
    www.qizlikent.com
    Bağlanti :: ::

    « Önceki - Sonraki »
    <_script /><_script /> «DAHA ESKİ-DAHA YENİ »