Müzeye çıkan dar sokakların birinde yürürken bir çocuğa ilişti gözüm. Sokağı doksan derecelik açıyla kesen bir aralıktan fırlayıvermişti önüme. Dört bilemedin beş yaşlarındaydı. O sırada yazılarımda betimleme eksikliğiyle ilgili problemlerimi düşünürken ansızın karşıma çıkan bu çocuğu gördüğüme sevinmiştim. İçimden tam da tasvir edilecek çocuk diyordum ki
“abla paran var mı?” sorusuyla irkildim. ‘Yok’ deyip, öylece yürüyüp gidemezdim yanından. Hem çocuğun tüm detaylarını görmek istiyor, hem de gerçekten neden bu halde olduğunu enteresan bir hazla merak ediyordum.
Aynı hizaya geldiğimizde önüne eğildim, dizlerimin üzerindeyken “ yok ki param” dedim. “Benim de” diye karşılık verdi, mahcup ve masum yüz ifadesiyle. Bunu öyle doğallıkla söylemişti ki bir an için gülümsedim.
“Neden para istiyorsun benden” diye sordum.
“Çikolata alacağım”
“Gel o halde, köşedeki bakkaldan alayım ben sana”
“Yok, ben kendim alırım” dedi burnunun ucuna kadar gelen sümüklerini içine çekerek.
“Niye canım olur mu hiç öyle, gel, en güzelini, hangisini istiyorsan ben alacağım” diye üsteledim.
“ Iıh. İstemem”
Bu ‘istemem’in altındaki şeyden adım kadar emindim ama yine de sordum;
“Kendin için istemiyorsun sen bu parayı. Babana mı götüreceksin yoksa?”
İki elinin parmaklarını birbirine dolayarak olduğu yerde bir süre sallandıktan sonra “ evet, parası yok babamın” diyebildi.
“Neden hasta mı baban, çalışamıyor mu?”
“Yok değil, çalışıyor ama ekmek parası getiremiyor eve, abla bir ekmek parası ver” derken sıkılmış gibiydi sorumlarımdan.
Aslında o kadar ezberletilmiş cümlelerle konuşuyordu ki ben sıkılmıştım bu durumdan. Üstelik sinirlerim de bozulmuştu onu bu şekilde, -yaşına başına, çocukluğuna bakmadan- sokaklarda dilenmeye zorlayan adama. Biz de çalışıyoruz, çok mu para kazanıyoruz sanki! Kimseye muhtaç olmadan yaşamaya mecbur hissediyoruz kendimizi, ayağımızı yorganımıza göre uzatmaya gayret ediyoruz. Kim bilir onun gibi kaç tane daha bebesi vardır evinde, yetmez tabii. Ne var el kadar çocuğu bu hallere sokarsın be adam. Başka iş gelmez mi elinden, hiç mi vicdanın yok!
Bu düşünceler aklımdan geçerken, babasının arka tarafta gizlenip bizi izlediği hissine kapıldım. Uzatmadan “hoşça kal, babana selam söyle” deyip ayrıldım yanından. Yüzüne, üzerindekilere biraz daha bakmak ve o cılız sesini bir süre daha istiyordum hâlbuki…
Birkaç adım yürüyüp yanına gelen kimse var mı diye merak ettim. Ve arkamı döndüğümde, elindeki sarı oyuncak vincini yere koymuş, ‘vuuf’ diye ses çıkartırken gördüm onu.
Bu yazıyı yazarken hatırladığım iri gözlerine süzülen ince kıvrık kirpikleri, yüzünde muhtemelen eliyle sürüp yanaklarına bulaştırdığı kurumuş sümük izleri, annesinin iki senedir yıkamayıp giydirdiği veya birinin verdiği kısa paçalı pantolonu, üzerlerine bastığı yırtık ayakkabıları ile bu pis ve sevimli çocuğun görüntüsü uzun zaman hafızamdan gitmeyecek gibi.
Oysa çocukluğunu ele veren portakal rengi tişörtü, dişlerinin arasında yuvarlayarak ağzından çıkan sözcükleri ve vincine haylaz neşesiyle efekt verirken ki o görüntüsüyle hatırlamak isterdim onu…
02.04.2009
Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Ezbere adımlarla başlıyor her aşk masalı
Karanlıkta toslamadan yürümek gerekiyor
Birbirinin aynı âşık ve âşık olunan kahramanları
Kimileri mutsuz sonlara gebe, mutlu pek azı
Dillenmemiş bir şarkı o kulağımda
Ayın şavkı bakir…
Okunmamış bir şiir elden avuçtan kayan
Bir yıldız yazgımda
“Be hey” de dalgaların durulsun deniz!
Durulsun da sureti görünsün sevgilimin
Kudursun kayalıkları yalayan yel
İsterse içime sokulsun
Söksün şafak, parçalansın gece lime lime
Dökülsün şavkı içime
Yalnızlık nidalarım toprağa gömülsün!
Dile dolansın aşkım
Kıyılarında şarkılarım duyulsun
Okunsun hece hece sevdam
Şavkı her yerden görülsün
Başlanmamış bir masaldı aşkım
Tütünümü bu defa İmralı’ya doğru sardım
Ne kaldıysa ona dair içimde
Şişeye koyup denize fırlattım
14.02.09
D.Nazlıhan Ergin
Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Din ve devlet işleri birbirinize karışın, bırakın şiirimin yakasını!
Görüşler (2) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Bıçağın esmer yüzü
Teninin türküsü
Acının yareni
Volkanların külü
Git, bana çok erken bu sevmeler
Git daha vakit varken
Yaratamazsın külden bir aşk
Yalnızlıktan sevda doğuramazsın
Çağıramazsın geceyi gündüz diye
Tutulan nefsime türkü söyletemezsin
Git daha vakit varken
Git, bana çok erken bu sevmeler
D.Nazlıhan Ergin
25.07.08
Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
...
Ve Nurhak'ın mahçup yanaklarına
Kızıldere'nin kirli akışına asılan
inadıyla kendini zehirleyen bir çayanla
unuttuğumuz, cesaretli bir süngü ucu, sinan!
D.Nazlıhan Ergin
29.05.2008
Görüşler (3) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Ah, bu ne yalnızlıktır
Bu ne kancık bir düğün?
Sözcükler miydi bu yangının alazı
Bilinci karma düşünce savaşı
Bu ne cüret, yaşamı boğazlamaya!
Bu nasıl bir yaşamdı, ölümü kucaklayana?
Ah Anne,
Ses tonu duyulur kadınlığının, sus!
Gecede yalnızdın, yatakta evli
Şimdi doğanın kucağında, orada?
Dizlerin acıyor mu Anne, dizelerin gibi
Bak kırıldı sözcükler, onarılmaz, sus diyorum
Ölmekten utanmadın, sevişirken ki gibi.
Yaz,
Anne Sexton
1928 -1974
Anoraksıya ve depresyon
Ah bu ne sükût
Bu ne yalnız bir düğün?
Edebiyat kadar, * Ölmek bir sanattır
Kaç defa ıskaladın kurtuluşu?
Aldanışın mıydı bu gerçeğin sırça fanusu?
Çürüdü cümlelerin, sustun gırtlağına kadar
Ah Sylvia,
Nerede katilin kuklan?
Duvarlar kan, kurabiyeler bayat
Yaşamak zor,
Sil veya patlat
Başını, çekip giden atın, en ağır silahınla
**Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sükût.
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi.
Şimdi çiçekler zaman ayırıyor mu yataylığında?
Kızıl saçlarınla doğrulmadın ama
Özellikle iyi becerdin ölmeyi Sylvia
Yaz,
Sylvia Plath
1932 – 1963
Gaz soludu
Onun için dünya kötü bir düştü.
D.Nazlıhan Ergin
21.09.08
* Sylvia Plath – Bayan Lazarus
** Sylvia Plath – Karaağaç
Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Tuhaf gelebilir
Sokakların tüm kirlerini koca bir karabasan örtüyor
Bugün çocukların çığlığını kimse duymayabilir
ve aslında sesleri çıkmayabilir onların
Ummadığın anda karaf devrilebilir
Çünkü şarap yeni tanrılar doğuruyor bir kaç kadehten sonra
O benim sandığın yeşil
çiçek
dağ
ova
mavin
Bir gün rengini çevirebilir tabaya
Esir kampında zaman deviren bir işçi olabilir geleceğin
Belki durman gerekir, düşünmen...
Senin olmayanlar başkalarıyla yetinebilir
ve gün gelir senin olabilir.
Tuhaf gelebilir
Bir cinayet tüm izlerini koca bir ülkeye yayıyor
ama gözleri ışığa alışmış olanlar karanlıkları görmüyor
Bugün annelerin haykırışını da kimse duymayabilir
ve aslında susturanlar, ışığa boğanlar olabilir
Ummadığın anda taraf değiştirebilir sevgili büyüklerin
Çünkü harap, yeni sanrılar doğuruyor bir kaç saadetten sonra
O benim sandığın devlet
millet
parti
hava
emeğin
Bir gün rengini çevirebilir karaya
Zaman kampında esir deviren bir aç olabilir geleceğin
Belki hareket etmen gerekir, düşünmemen...
Senin olanlar başkalarına gidebilir
ve gün gelir sana çelme atabilir.
Tuhaf gelebilir
susman gerekebilir
en çok konuşulacak yerde.
Bu yüzden şimdi söyle
Ne söyleyeceksen
D.Nazlıhan Ergin
22.04.08
00:30
Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Bir melek uyandırdı devi derin uykusundan, tuz buz oldu zaman
Ve çılgın geceye inat, yelkovan son darbesini vurdu akrebe
Bir sus oldu hayat!
Gıkımızı çıkarmadık biz
Anladık, korktuk
Sinik çocuklar gibi
Pustuk!
Üzerine yağdığımız
Amazon ormanları
gibi vahşet ve kan doluyduk
Ama bir buluttu unutulan
yeryüzündeki seçme melekler,
bunu bildiğimizden durduk!
Bu gece o çok sinirli
Varmayın üstüne
Köpürdükçe köpürüyor
Öfkesi karaya vuruyor
Bacaklarına değince bile
Kız kulesinin irkilmiyor
İstanbul açmış koca memelerini,
kendinden emin
Uzanmış Marmara yatağına
pek ortopedik sayılmaz onun için
sanırım taşıyor dışarıya
taşıyor köprü altında son tinerli ceset
Melek iyi mi kötü mü bilinmez
Tutup fırlatıyor gece konanları doğuya
Doğu soğuk, doğu parçalı bulut
Kırklanıyor İstanbul
Bitli saçlarını ayıklıyor
Koca bir faşist dul.
Sev(g)iler~~
Defnenaz'
16.03.2008
22:46
Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Hermafroditlerin tersine
bir zavallı hataydı Teena
ya da Brandon mı demeli?
Sevimliydi ve henüz yirmi birinde
bir bakirdi
ya da bakire mi demeli?
Normal neydi?
Normal miydi?
Olsaydı bu denli grotesk olmazdı
Olsaydı böylesine öykücü...
Aidiyetsizdi, yalnızdı
ve dışlanmıştı
Olsaydı Falls City' de Lana'nın
böylesine aşk kokmazdı saçları
O halde normal değildi.
Olsun bu düşleri için önemli değildi
Lana ile Memphis' e gidecekti
ve hiç ayrılmayacaktı elleri
Bir zavallı hataydı Teena,
onu yok ettiğini sanmıştı Brandon
ama bir gün gördüler Teena' yı
esrik bir çift bakışta
çapraz ateşte kaldı.
Çamaşır makinesi ve lavabonun ortasında,
kafasının üzerinde kolları,
koltukaltından sicim gibi korku damladı.
Neyse ki hiç, hiç bir şey olmadı sanmıştı Brandon
ama yanıldı
Normal olsaydı tecavüze uğramayacaktı Teena
ve anladı
bir daha asla Brandon olamayacağını~
Yine de hayalciydi
ve zaman geçici
Lana ise affedici
hatta kabullenici
aşk bilirdi işini
Memphis'te elbet kavuşurdu elleri
Aslında sahiciydi göğüsleri
morluklar içinde olsa da
kaçmak istedi Brandon'la Lana
Hep kurdukları hayal dünyalarına
ama zaman eriticiydi
zanlılar düş yiyici ve kirletici
hatta emici
Yoktu özgürlüğü, kaçış suçların en büyüğü
Brandon ölmeliydi
Teena elleriyle gömmeli
ve Lana gözyaşlarıyla örtüp üzerini
gerçek dünyaya dönmeli
Brandon' a tek kurşun yetmezdi, yetmedi
Bir bedende iki ruha izin verilmezdi, verilmedi
1993'te yaşamını yitiren Teena Brandon'a ve Hillary Swank'a oscar kazandıran 1999 yapımı Kimberly Peirce yönetmenliğinde "Boys Don't Cry" filmi anısına~~
Görüşler (2) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
Bu şiirin aslında başkahramanı benim
Kibirim güzelliğimden daha derin
Ben hep büyük rolleri sevdim
Ama figüranlıkta birinciyim.
Ağlamadan ekmek yenmeyeceğini,
delirmeden bilge olunmayacağını,
savrulmadan derlenilmeyeceğini,
acıyla öğrendim.
Bu hikâyenin aslında başkahramanı bendim.
Ben her şeyi en iyi yapabilirdim.
Ama beceremedim
Bilemedim
Öğrendim!
Hikâyem, şiirim, yazım…
Hatta neysem neyim
Bir küçük damlasıyım
ben dinmeyen bir selin.
Sev(g)iyle
Defnenaz'
Görüşler (4) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı