Defnenaz'ın Düş Evi

Ev sahibi

Zaman zaman sıkılırsam yalnızlıktan, suskun bir peri kızı olur yüreğim. Ağlarım, gözyaşım içime akar. Kimse bilmez ben nerdeyim. İçim acıdıkça, kalemim yazar. O zaman ben susarım,düşlerim başlar...
  • Komşularım

  • Sarı Vinç

    3/4/2009
    Kategori: Aciyan Sozcukler



    Müzeye çıkan dar sokakların birinde yürürken bir çocuğa ilişti gözüm. Sokağı doksan derecelik açıyla kesen bir aralıktan fırlayıvermişti önüme. Dört bilemedin beş yaşlarındaydı. O sırada yazılarımda betimleme eksikliğiyle ilgili problemlerimi düşünürken ansızın karşıma çıkan bu çocuğu gördüğüme sevinmiştim. İçimden tam da tasvir edilecek çocuk diyordum ki

    “abla paran var mı?” sorusuyla irkildim. ‘Yok’ deyip, öylece yürüyüp gidemezdim yanından. Hem çocuğun tüm detaylarını görmek istiyor, hem de gerçekten neden bu halde olduğunu enteresan bir hazla merak ediyordum.

    Aynı hizaya geldiğimizde önüne eğildim, dizlerimin üzerindeyken “ yok ki param” dedim. “Benim de” diye karşılık verdi, mahcup ve masum yüz ifadesiyle. Bunu öyle doğallıkla söylemişti ki bir an için gülümsedim.

    “Neden para istiyorsun benden” diye sordum.

    “Çikolata alacağım”

    “Gel o halde, köşedeki bakkaldan alayım ben sana”

    “Yok, ben kendim alırım” dedi burnunun ucuna kadar gelen sümüklerini içine çekerek.

    “Niye canım olur mu hiç öyle, gel, en güzelini, hangisini istiyorsan ben alacağım” diye üsteledim.

    “ Iıh. İstemem”

    Bu ‘istemem’in altındaki şeyden adım kadar emindim ama yine de sordum;

    “Kendin için istemiyorsun sen bu parayı. Babana mı götüreceksin yoksa?”

    İki elinin parmaklarını birbirine dolayarak olduğu yerde bir süre sallandıktan sonra “ evet, parası yok babamın” diyebildi.

    “Neden hasta mı baban, çalışamıyor mu?”

    “Yok değil, çalışıyor ama ekmek parası getiremiyor eve, abla bir ekmek parası ver” derken sıkılmış gibiydi sorumlarımdan.

    Aslında o kadar ezberletilmiş cümlelerle konuşuyordu ki ben sıkılmıştım bu durumdan. Üstelik sinirlerim de bozulmuştu onu bu şekilde, -yaşına başına, çocukluğuna bakmadan- sokaklarda dilenmeye zorlayan adama. Biz de çalışıyoruz, çok mu para kazanıyoruz sanki! Kimseye muhtaç olmadan yaşamaya mecbur hissediyoruz kendimizi, ayağımızı yorganımıza göre uzatmaya gayret ediyoruz. Kim bilir onun gibi kaç tane daha bebesi vardır evinde, yetmez tabii. Ne var el kadar çocuğu bu hallere sokarsın be adam. Başka iş gelmez mi elinden, hiç mi vicdanın yok!

    Bu düşünceler aklımdan geçerken, babasının arka tarafta gizlenip bizi izlediği hissine kapıldım. Uzatmadan “hoşça kal, babana selam söyle” deyip ayrıldım yanından. Yüzüne, üzerindekilere biraz daha bakmak ve o cılız sesini bir süre daha istiyordum hâlbuki…

    Birkaç adım yürüyüp yanına gelen kimse var mı diye merak ettim. Ve arkamı döndüğümde, elindeki sarı oyuncak vincini yere koymuş, ‘vuuf’ diye ses çıkartırken gördüm onu.

     

    Bu yazıyı yazarken hatırladığım iri gözlerine süzülen ince kıvrık kirpikleri, yüzünde muhtemelen eliyle sürüp yanaklarına bulaştırdığı kurumuş sümük izleri, annesinin iki senedir yıkamayıp giydirdiği veya birinin verdiği kısa paçalı pantolonu, üzerlerine bastığı yırtık ayakkabıları ile bu pis ve sevimli çocuğun görüntüsü uzun zaman hafızamdan gitmeyecek gibi.

    Oysa çocukluğunu ele veren portakal rengi tişörtü, dişlerinin arasında yuvarlayarak ağzından çıkan sözcükleri ve vincine haylaz neşesiyle efekt verirken ki o görüntüsüyle hatırlamak isterdim onu…

     

    02.04.2009
    D.Nazlıhan Ergin

    Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Aynadaki

    4/3/2009
    Kategori: Parlak Dusler

     

    Tılsımıdır gözlerin aşkımın

    Dudağında üç kuruşluk heveslerle karşımdayken

    Panzehiri tüm kızgınlıklarımın…

     

    Bu odada gördüğün bilenmemiş yalnızlığım, sırdaşı hayalin

    Sadece sana doğan bir güneştir benim tenim

     

    Affet beni sevgilim

    Sarnıç gibi sakladı gözlerini yüreğim

    Alazlanırken kimliğim vücudunda

    Aklım başımın sınırlarını geçip çoktan fethetmiş oluyor çılgınlık surlarını

    Onlarsa aynada seni gördüğüm için aklımdan şüphe ediyor

     

    Evet, biliyorum söylememeliydim

    Ahengi kaçmış bir korku saplanmasaydı içime, inan söylemezdim

    Git dedim, gitmedi!

     

    Haydi, sen boş ver onları sevgilim

    Gidip yıldızlara sevişelim

    Boşluklarımızı dolduralım birbirimizin

    Damar damar aç kendini sen bana,

    Benliğimden taşır beni

     

    Yankıdır sesimde sesin

    Gördüğüm masum aşığın sokaklarında gezelim

    Bir durulsun şu türkünün mavi hırçınlığı

    Tenindeki İstanbul'u dinleyelim.

     

    D.Nazlıhan Ergin

    Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Favola

    27/2/2009
    Kategori: Aciyan Sozcukler



    Ezbere adımlarla başlıyor her aşk masalı
    Karanlıkta toslamadan yürümek gerekiyor
    Birbirinin aynı âşık ve âşık olunan kahramanları
    Kimileri mutsuz sonlara gebe, mutlu pek azı



    Dillenmemiş bir şarkı o kulağımda
    Ayın şavkı bakir…
    Okunmamış bir şiir elden avuçtan kayan
    Bir yıldız yazgımda

    “Be hey” de dalgaların durulsun deniz!
    Durulsun da sureti görünsün sevgilimin
    Kudursun kayalıkları yalayan yel
    İsterse içime sokulsun
    Söksün şafak, parçalansın gece lime lime
    Dökülsün şavkı içime
    Yalnızlık nidalarım toprağa gömülsün!

    Dile dolansın aşkım
    Kıyılarında şarkılarım duyulsun
    Okunsun hece hece sevdam
    Şavkı her yerden görülsün



    Başlanmamış bir masaldı aşkım
    Tütünümü bu defa İmralı’ya doğru sardım
    Ne kaldıysa ona dair içimde
    Şişeye koyup denize fırlattım


    14.02.09
    D.Nazlıhan Ergin


    Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Parmak, hüzün...

    13/2/2009

     

    Hüzün

    Loş ve boş sokaklarda kol gezen gece bekçisidir

    Çatacak insan arar düdüğü cebinde, iki parmak arası kadar yakın…

     

    Ah sevgili bu saatinde gecenin, ne arayım çıplaklığında

    Kanırtıyor zaten dolunay sabundan etimi

    Yak istersen tenimi, beyninin gaz odalarında

    On dördü gibi ayın, su gibi olamadım ya.

     

    Oysa senin güzelliğin aynadır kalbime

    Çok günah işlesem de seni sevdiğim için, az yazılır amel defterime

    Bense sayfalarca günahlarım seni şiirlerimde, kurmaca düşlerimle

    Ah ne kötü bir şairdir şu içimdeki bencil!

     

    Aslında sana en çok yakışan benim tenimdir

    Ve önadımdır ünlü uyumuna inat, yakışır

    Avunmaya muhtaç zavallılığımdır bu narsist tümceler

    Çatlayan sesime gel, uykusuz ve yorgun düşersen gurbetin koynunda

    Yalnızca o senin yoldaşındır, yandaşın.

     

    Çok sular geçti bu yüz göstermeyen ayna ardından

    Dudaklarım çiğnendi yolsuz ağızlarda sırılsıklam

    Süründüğüm uyaksız rujların izi kalmadan

    Çektim gittim habersiz dualardan, rüyalardan

     

    İşte bekçi çıkarttı eldivenini, üşüyen parmakları güne emanet

    Hüzün hasretin sırdaşı,

    En güzel anı, senin yüzün

     

    D.Nazlıhan Ergin

     

    Görüşler (2) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    İp Ucu

    7/12/2008
    Kategori: Aciyan Sozcukler


    Nilgün'e

    Az sonra çığlıklar inecek şehre
    Ayazında tekel kanyak içecek yine saçı sakalı bir, İstanbullu Robinsonlar
    Gözü pek fahişelerin dilinden nasiplenecek mutsuz ‘adamlar’
    Koyunlarındaki sevda otlarını ayıklayıp, iğneye iplik sokacaklar kör gözleriyle
    Kadınların ağlamaktan helak olan gözleri şişecek ve çökecek avurtları
    ‘Çocuklar’ babalarını soracak uyku sersemi ve anneler başlarını okşayıp avutacaklar yine

    Üveyik bakışlı acı, yarenlik edecek bulutlara
    Avuçları kanlı, nasırlı, dudakları tütün sarısı
    O adamlar…

    Darağacına siyah-beyaz ve kırmızı çaputlar bağlayacak ‘gençler’, dilekleri düş ülkü
    Sonrası sürgün-umut ve kan…
    Anaların ağlamaktan helak olan gözleri şişecek ve çökecek avurtları
    Babalar çocuklarını soracak...

    Dualarını esirgemeyen tanrı soylular yapışacak yakalarına kaldırımların
    Beyoğlu’ndan hesap soracaklar, efsunlayacaklar yalandan masumiyetlerini
    Ekmek derdinde olan üç beş esnafı da iğdiş etmeye kalkacak din süvarileri
    Muhalefet orduları karışacak işin içine, ekmeğine yağ sürdüklerinin farkında olmadan
    Öyle bir ‘kargaşa’ çıkacak ki, kargaların hücumu yetmeyecek direnişe
    Saatlerin göğsü daralacak, sıkışıp, kriz geçirecek
    Borsa tavan yapacak, çanlar sadece ‘düşkünler’ için çalacak

    Din ve devlet işleri birbirinize karışın, bırakın şiirimin yakasını!


    Tevazu gösteren sokaklar geçiyorum,
    Kimsesiz nazireler seçiyorum kendime göğün alacalığından
    Alacağın olsun be dünya, bir insanlığına sahip çıkamadın
    Seçim meydanların, bayrakların, flamaların, renk renk tabelaların var
    Caddelerin ışıklı, süslü püslü, arabalı, mağazalı, fiyakalı
    Peki, akan yollarının durağı yok mu, arka meydanları, açlıkları, orospulukları, fukaralıkları?

    Üzerinden çok yıl geçmiş bir kaltak şimdi ‘zaman’
    Yürekteki kirleri temizlese bile ağartan
    Dile dolanan pembe simli bir şarkıda
    Lavanta kokulu bir sabahta
    Çapaklarıyla çıkagelen bir çocuk
    Aynaya bakarken bile hatırlanmayan bir kimliği gözüne sokan


    * Ey, iki adımlık yerküre
    senin bütün arka bahçelerini
    gördüm ben!


    * Nilgün Marmara



    D.Nazlıhan Ergin

    Görüşler (2) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    16mm'de Şiir Aymazlığı

    13/11/2008
    Kategori: Karalama Defteri







    Bazen kenarlarından birer santim boşluk bırakmak gerekir hayatın,
    Çünkü şiir matbaasıdır yaşamın ve bazen kesim hatası yapabilir.



    16mmlik formatta dönüyor filmim. Beynim tıkır tıkır işliyor Tanrı’ya şükür. Hatırlıyor yazıyorum, hatırlamakla kalmıyor, hissedip yaşıyorum. İşte bu sonuncusu kötü…

    Benim beyaz perdem, seyirlik perdem; zarif kâğıtlarım.


    Hayatın her anı şiirin konusu olabilir ama bazı anları sığdırmak çok zor şiire. Güzeli anlatırken derinleştirebilirsin istediğin kadar peki ya acıyı? Eğer kurgu değilse, acıyı büyütmek öyle dokunur ki insana. Bir daha yüzünü bile görmek istemezsin o şiirin.
    O yüzden boşluk elzemdir hayatta, acıyı damıtıp biraz mutlu anılar serpiştirilmelidir. Yoksa insan delirir. Kimi zaman o boşluklarda çok hata yaparız ama elbet doğru sezilir. Ve belki de aslında o boşluklar acıları örtbas içindir, kim bilir?

    Eğer şiir seni götürüyorsa bilmediğin yerlere, açıklamak istediklerini es geçebilir, bıçak gibi kesip atar boşluk bırakmazsan ve acılarınla defalarca yüzleştirir seni.

    Çözülüyor turnusol kâğıdında tüm asitlerim, yüzüm kızarıyor. Sanrılarım ekşiyor. Gözlerim ağırlaşıyor, sadece uyumak istiyorum.

    Hayır, bu gece değil!

    Benim turnusol kâğıdım, asidimi bazımı ayıranım; beyaz kâğıtlarım.


    Bazen onlardan bile saklıyorum olanı biteni, bu defa kalemim yapışıyor parmak arama.

    Yeni sayfalar aralamak her zaman heyecan verir insana. Ama bir küçük noktayla işi biter kâğıdın, kirlenmiştir artık o, beyaz değildir. Korkuyorum kendi can acımla, onun canını acıtmaktan.

    Sonra kalemin ucuyla kâğıdın ten uyumu tartışılır. Asla hemen ısınamazlar birbirlerine. Kâğıt her zamanki gibi misafirperver, kalemse nazlı ve kibirlidir. Hele benim kalemim öyle çalakalem, karalama sevişmelerden hiç hoşlanmaz. Doğacaksa doğacak o çocuk hemen bu gece.

    Hayır, bu gece değil!

    Aslında satırbaşı yapmayı da sevmez hiç, konuyu darağacına asmak gibi gelir ona.


    Benim cellâdım, benim cabacım, benim ezicim, eziğim; güzel kalemim.



    Hadi bi sevişin de göreyim!

    D.Nazlıhan Ergin
    01.08.08

    Görüşler (2) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Perspektif

    12/11/2008
    Kategori: Imge Tarlasi

    İsterse bu perspektif içine çekebilir bizi

    Bir yoksul sığınabilir şimdi dudaklarına bu kentin

    Bir fahişe, bir deli

    Bir kedi...

     

    İnan yetebilir şehir!

     

    Yutabilir de, ıslaklığını bırakıp, tükürebilir de

    Gök kuruyabilir ve rüzgâr tarayabilir kentin saçlarını

    Bu grilik gidebilir güneşle

    Bir karton, bir güneş

    Bir kedi…

     

    İnan yetebilir şehre!

     

    D.Nazlıhan Ergin

    27.07.08

    Görüşler (yok) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Dil Denizinde Balık Sözcükler

    13/10/2008





    Dil bir okyanus ufkun alabildiğine…
    Görünmeyen sınırları olan, algılayabildiğimize dek
    uzanan o güzel mavilik.




    Sahip çıkılması ve kirletilmemesi gereken bir yaşam mucizesi o. Sözcükler de içindeki envai çeşit ve renkte balıklar. Şairlerse elbet balıkçılar oluyor bu durumda.

    Her balıkçı kendi kıyılarını tanır. Olta mı kullanır, zıpkın mı, ağ mı onun bileceği iştir. Balıkların cinsini, ağırlığını o bilir. Eğer hep aynı kıyıdaysa atlar şiir takasına, açılır izleklerinin gücüyle maviliklere. Rast gele! Rüzgâr imgeleridir çünkü şairin. Onun gücüyle gider. Artık nereye eserse, oraya süzülür taka.

    Kimi zaman hükmedemez, hiç bilmediği denizlere açılır. Bazen taka alabora olur, evdeki hesap çarşıya uymaz. Sırılsıklam olur, tuttuğu balıklarda, kendi de ziyan olur o denizde. Bazen de rast gelir işte sözcükler, güzel bir ziyafet verir dostlarına. Viya Viya!


    D.Nazlıhan Ergin

    03.08.2008

    Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Git

    5/10/2008
    Kategori: Aciyan Sozcukler


    Bıçağın esmer yüzü
    Teninin türküsü
    Acının yareni
    Volkanların külü

    Git, bana çok erken bu sevmeler
    Git daha vakit varken

    Yaratamazsın külden bir aşk
    Yalnızlıktan sevda doğuramazsın
    Çağıramazsın geceyi gündüz diye
    Tutulan nefsime türkü söyletemezsin

    Git daha vakit varken
    Git, bana çok erken bu sevmeler

    D.Nazlıhan Ergin
    25.07.08

    Görüşler (1) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı

    Anma

    27/9/2008
    Kategori: Aciyan Sozcukler


    ...

    Ve Nurhak'ın mahçup yanaklarına
    Kızıldere'nin kirli akışına asılan
    inadıyla kendini zehirleyen bir çayanla
    unuttuğumuz, cesaretli bir süngü ucu, sinan!


    D.Nazlıhan Ergin
    29.05.2008

    Görüşler (3) Sizin Görüşünüz Kalıcı Bağlantı
    «DAHA ESKİ-